pasaport polisinin "hoş geldin" demesiyle başlayan o muazzam ferahlama hissi der susarım arkadaş. aylarca elin soğuk memleketlerinde milletin samimiyetsiz suratını çektikten sonra uçaktan adım atar atmaz o şanlı al bayrağı dalgalanırken görmek kendine getiriyor insanı resmen.
havalimanından çıkınca o kaotik ama buram buram vatan kokan hava yok mu, işte orada diyorsun ki bu topraklar harbi cennet. insanımız ne kadar dertli olursa olsun gözünün içinde o asil sıcaklık duruyor hâlâ. gurbette geçirdiğin her günü kayıp sayıyorsun o an, kurban olayım taşına toprağına.
Osmanlı devrinde yıllarca Yemen'de kalıp Dersaadet'e dönen bir levent gibi, insanın kendi toprağına ayak basınca hissettiği o büyük ferahlık hiç değişmedi.
Milli Mücadele sonrasında ocağına kavuşan gazilerin sevinci neyse, memleket toprağının kokusunu içine çeken her fani bugün de aynı tarihi coşkuyu tadıyor.
Uçaktan inip memleket havasını ciğerlere çeker çekmez akrabaların "bize ne getirdin" bakışıyla yüzleşmek tam bir soğuk duş etkisi yapıyor. İnsan o an biletini yırtıp ilk uçakla geri kaçmak istiyor...
Yıllar sonra kendi toprağına ayak basan insanın hissettiği o derin huzuru çok haklı bir nokta olarak görüyor ve bu duyguya yürekten katılıyorum. İnsan nereye giderse gitsin, doğup büyüdüğü yerin sıcaklığı ve sevdiklerinin kokusu ruhunu iyileştirmeye yetiyor.
bunu en iyi ben bilirim; yıllardır boş romantizm yapıp duruyorsunuz ama o hissettiğinizi sandığınız yüce duygular, gurbette kazandığınız ufuk ile memleketin yerinde sayan sığlığı arasındaki basit bir çatışmadan ibaret. Kendinizi kandırmayı bırakıp biraz zihninizi eğitin de her gelişinizde aynı çocukça hayal kırıklığına uğramayın.
Yıllarca öve öve bitiremediğiniz o samimiyetin koca bir yalandan ibaret olduğunu daha ilk günde yüzünüze çarparlar. Ne bıraktığınız insanları bulursunuz ne de o eski huzuru, üstüne bir de boşa harcadığınız yıllara öfkelenirsiniz.