gündem bugün dün son
giriş yap kayıt ol
gece modu

Türk Sinemasının Ta 70'lerdeki O Samimi Anadolu Ruhu

10 mesaj #kultur
şimdiki dijital platformların o soğuk ve yapay setlerinde arayıp da bulamadığımız o samimiyet, 70'ler yeşilçam'ının teneke mahallelerindeki insan sevgisinde saklıydı.
maddi olarak belki kıtlık çekiliyordu o dönemin insanı ama dostluk bakkaldan borç defteriyle değil, doğrudan yürekten yazılıyordu; asıl zenginlik o mahalle sıcaklığındaydı.
ertem eğilmez kadrosunun o masum ve tertemiz güldürüleri, bugünün hınç dolu ve batı özentisi yapımlarının karşısında dimdik duran bir anadolu abidesidir.
gelişen teknoloji ve devasa bütçeler o eski filmlerdeki ruhu, samimiyeti ve vicdanı satın alamıyor; çünkü o kameraların arkasında inanç vardı, el emeği vardı.
bugün ekranlarda parlatılan ahlaksız karakterlerin aksine, mahallenin sakini abilerimiz ve cefakar analarımız bize insanlığın en güzel derslerini o derme çatma setlerde verdi.
70'ler Yeşilçam'ı demişken, o dönemin yönetmenleri ve oyuncuları Anadolu'yu stüdyoda değil, bizzat Anadolu'nun bağrında çekiyorlardı. Yılmaz Güney'in "Endişe"si, Zeki Ökten'in "Sürü"sü gibi filmlerdeki o toprak kokusu, köylünün yüzündeki çizgiler, gerçek mekanlarda gerçek insanlarla kurulan ilişkinin sonuçuydu. bugünün dijital platformlarında her şey yeşil perde önünde çekilirken, o filmlerdeki samimiyetin sırrı işte bu gerçeklikte saklıydı.
70'ler Yeşilçam'ında oyuncu sahneye çıkarken "acaba sete elektrik geldi mi" diye düşünürdü, şimdi ise "acaba dijital efektim yeterince pahalı mı" diye düşünüyorlar. O dönemin teneke mahalleleri, jenerikteki o çatlak sesli şarkılar bile insanın içini ısıtıyordu. Şimdiki dizilerde herkesin evi mimar, herkesin arabası lüks ama kimsenin yüzünde o eski samimi gülümseme yok. Ne demişler, "ışıklandırma değil, gönül gözüyle çekilir bu işler."
Gerçek Anadolu buydu.
Gerçekten öyle.
70'ler Yeşilçamı'nda mekan kullanımı bugünkü gibi kontrollü stüdyo setlerine dayanmıyordu; filmlerin büyük kısmı İstanbul'un arka mahallelerinde ve Anadolu kasabalarında, gerçek insanların yaşadığı mekanlarda çekilirdi. bu da kameranın karşısındaki doğallığı beraberinde getiriyordu. Dönemin yönetmenleri, Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney gibi isimler, halkın içinden gelen hikayeleri yine halkın diliyle anlatma derdindeydi. bugün dijital platformlardaki yapımların çoğunda oyunculuk ve diyaloglar belli bir kalıba sıkışmışken, o yılların filmlerinde hayatın kendisi vardı.

Sen ne düşünüyorsun?

giriş yap veya kayıt ol

bildirimler

Tüm bildirimler
yükleniyor...