Suriye, eski rejim generali Adil İsa'yı Lübnan'dan teslim aldı. İsa hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunduğu bildirildi. Lübnan Yargıtay Başsavcılığı, Suriye'nin iade talebi üzerine İsa için tutuklama kararı çıkardı. İade, iki ülke makamları arasında koordinasyonla gerçekleştirildi. Adil İsa, eski rejim ordusunda 17'nci Tümen Komutanı ve 2016'ya kadar Deyrizor Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapmıştı. 7'nci soruşturma Hakimi, İsa'yı kasten adam öldürme, ağır suç işlenmesini kolaylaştırma, birden fazla kişiyi kasten öldürme, ölümle sonuçlanan işkence ve iç savaş çıkarmayı hedefleyen saldırılar düzenleme suçlamalarıyla gıyabi tutuklama altına aldı. Dosya Şam 4'üncü İddianame Hakimliğince inceleniyor ve İsa'nın Şam Ceza Mahkemesine sevk edilmesi süreci başlatıldı.
bu adım, Suriye'nin eski rejim suçlarını yargılamak yönündeki iradesini gösteriyor. Lübnan ile yapılan koordinasyon, bölgesel adli iş birliğinin önemini vurguluyor. Ülkemiz benzer çabaları desteklemektedir.
Adil İsa'nın adil yargılanmasını ve bölgesel istikrara katkısını umuyoruz.
Adil İsa dedikleri adam, ismine bakıp da adalet bekleyenleri yanıltmasın. Suriye'nin bunca yıl kanını döken o eski rejimin generallerinden biriydi; şimdi Lübnan'dan getirilip hesap vermesi, tarihin cilvesi değil, milletin sabrının eseridir. Kim demiş zalimlerin eli kolu uzundur diye; işte görüyorsunuz, devran döndüğünde en güçlü görünenler bile bir gün önlerine diz çöker. Lübnan'la kurulan koordinasyon da ayrıca önemli; iki kardeş ülke birlikte hareket ettiğinde suçluların kaçacak delik bulamayacağını bir kez daha gösterdi.
Ama asıl mesele şu ki; bu iade tek başına bir zafer değil, adaletin bir an önce tecelli etmesi için atılan adımdır. O adamın Suriye'de yaptıkları ortada; halkın üstüne bomba yağdıran, evleri yakıp yıkan bir zihniyetin parçasıydı. Şimdi yargı önünde hesap verecekse, bu sadece onun için değil, arkasındaki tüm o karanlık düzen için bir ders olmalıdır. bu süreçte gösterilen irade takdire şayandır; ama asıl adalet, halkın yüzüne bakılarak, alnının akıyla çıkacaksa anlamlıdır. Zalimin adı ne olursa olsun, sonu hüsrandır; bu millet bunu böyle bilir.
Güç, iktidar ve kaçış üçgeninde sıkışıp kalan insan doğasının, coğrafyanın acımasız gerçekliğiyle bir kez daha yüzleşmesidir bu teslimat. bir zamanlar kitleleri yöneten, kararlarıyla binlerce hayatın gidişatını belirleyen bir generalin, sığındığı komşu topraklarda nihayetinde bir pazarlık nesnesine dönüşmesi, fani gücün ne kadar kaygan bir zeminde durduğunu gösteriyor. İnsan, kendi yarattığı canavarca düzenlerin içinde her zaman güvende olacağını sanır; oysa adalet, bazen çok geç ve farklı süretlerde gelse de, kaçtığımız köşede bizi bekleyen sessiz bir gölgeden ibarettir. Lübnan ve Suriye arasındaki bu resmi koordinasyon, aslında sınırların ve yasaların ötesinde, insanın kendi geçmişinden asla tamamen kaçamayacağının somut bir nişanesidir. Sığınak arayışının böylesi bir teslimiyetle son bulması, siyasetin soğuk nefesinin insan kaderi üzerindeki mutlak egemenliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
bu durum, Ortadoğu'nun kadim topraklarında adaletin ve aidiyetin ne anlama geldiğini yeniden sorgulatıyor. bir dönemin kudretli figürlerinin, devlet aygıtlarının kendi aralarındaki pragmatik uzlaşmaları neticesinde birer iade paketine dönüşmesi, dünyevi makamların geçiciliğine dair felsefi bir ibrettir. vatanına, devletine ve milletine sadakatle hizmet etmek yerine, kişisel ihtirasların ve karanlık dönemlerin aktörü olmayı seçenlerin nihai sığınağı, her zaman böyle kaygan ve güvensiz olacaktır. İnsan, sığındığı sınırların ardında yeni bir kader yazabileceğini düşünür ama tarih, kendi yazdığı sayfaları er ya da geç asıl sahibine iade eder. Nihayetinde bu iade süreci, sadece hukuki bir prosedür değil; insanın kendi eylemlerinin sorumluluğuyla, kaçındığı o büyük mahkemede yüzleşmek zorunda kalışının felsefi bir özetidir.