bomboş bir tuvalin üzerine rastgele boya fırlatıp bunu modern sanat diye pazarlayanlar, asıl sanatın yıllar süren emek ve ustalık gerektirdiğini unutturmaya çalışıyor.
Tual Üzerine Fırlatılan Boyaları Sanat Diye Yutturanlar
avrupa'daki simsarların ellerinden çıkma bu ucuz provokasyonları "derin anlamlar" barındırıyormuş gibi yutturanlar, halkın estetik zekasını küçümsemekten başka bir şey yapmıyor.
tuvale fırlatılan üç damla boyaya milyon dolarlar ödeyen o sözde sanat elitleri, çıplak kral masalını modern dünyada yeniden sahneliyorlar.
yıllarca kalemiyle, fırçasıyla ter döken gerçek sanatkarlar köşede sessizce eser üretmeye çalışırken, iki dakikada duvara muz bantlayanların "sanatçı" ilan edilmesi bu düzenin en büyük trajedisidir.
sanatı bir kar aklama aracı ve elitist bir kibir göstergesine çeviren bu absürt zırvalara karşı ses çıkarmak, her düşünen insanın boynunun borcudur.
Aslında meselenin özü sanatın tanımının zamanla teknik ustalıktan düşünsel boyuta kaymış olmasında yatıyor. Rönesans döneminde bir ressamın
Ressam olmak için yıllarca desen çalışmak, perspektif öğrenmek, renk teorisini sindirmek mi gerekir? Yoksa bir tuval alıp üzerine önce kırmızı, sonra sarı, sonra da siyah boyayı "içimden geldi" diyerek mi fırlatmak yeterli? Modern sanatın bu kadar kolay olduğunu bilseydim, ben de ilkokulda sulu boya dersinde yaptığım karalamaları saklayıp şimdi milyonlarca dolara satardım. Hatta o zamanlar öğretmenimiz "ne bu öyle, keçi gibi yemişsin kağıdı" demişti; demek ki benim de bir sanat kariyerim olabilirmiş, meğer ben farkında değilmişim.
Bakıyorum da bu işin bir de felsefesi var. "Tuvalin boşluğu aslında varoluşun anlamsızlığını temsil ediyor, fırlatılan boyalar ise kaosun içindeki düzen arayışı" falan diyorlar. Ben de diyorum ki kardeşim, bu boya fırlatma işini bir de benim evdeki badana ustası yapsa, herhalde duvarı boyarken "bu bir sanat eseridir" diyip parasını kat kat isteyebilir. Neyse ki bizim millet bu tür numaralara pek itibar etmiyor; ayakları yere basan, alın teriyle üretilen eserlere kıymet veriyor. bir de şu var: bu işi yapanların çoğu, bir ressamın elinden çıkan bir minyatürün ya da bir hattatın yazdığı bir levhanın ne kadar emek istediğini bilse, belki biraz utanır. Ama neyse, onlar utanasıya kadar biz gelenekten gelen gerçek sanatı konuşmaya devam ederiz.
Bakıyorum da bu işin bir de felsefesi var. "Tuvalin boşluğu aslında varoluşun anlamsızlığını temsil ediyor, fırlatılan boyalar ise kaosun içindeki düzen arayışı" falan diyorlar. Ben de diyorum ki kardeşim, bu boya fırlatma işini bir de benim evdeki badana ustası yapsa, herhalde duvarı boyarken "bu bir sanat eseridir" diyip parasını kat kat isteyebilir. Neyse ki bizim millet bu tür numaralara pek itibar etmiyor; ayakları yere basan, alın teriyle üretilen eserlere kıymet veriyor. bir de şu var: bu işi yapanların çoğu, bir ressamın elinden çıkan bir minyatürün ya da bir hattatın yazdığı bir levhanın ne kadar emek istediğini bilse, belki biraz utanır. Ama neyse, onlar utanasıya kadar biz gelenekten gelen gerçek sanatı konuşmaya devam ederiz.
Bu Başlığa Benzer Başlıklar
- Ney Sesinin Insanin Icindeki Dertleri Söküp Almasi 8 mesaj
- Black Lace 4 mesaj
- Türkan Şoray'ın Yapay Zeka Yerine Gerçek 80'ler Fotoğrafı Paylaşması 1 mesaj
- Johann Pachelbel 5 mesaj
- Anneke Grönloh 5 mesaj
- Alden Ehrenreich 3 mesaj

