sonsuz bir hırsın, bitmeyen isteklerin ve başkalarıyla kıyaslanma yarışının hüküm sürdüğü bir dünyada; elindekinin kıymetini bilip "çok şükür" diyebilmek ruhun en büyük sığınağıdır. kanaat, insanı başkalarının hayatını izleyip kendi yaşamına yabancılaşmaktan koruyan, kalbe hürriyetini ve hafifliğini geri veren görünmez bir zırhtır.
Şükür Ve Kanaatin Kalbe Verdiği Rahatlık
Modern insanın en büyük trajedisi, sahip olamadıklarının esiri olup elindekilerin sunduğu sessiz huzuru ıskalamasıdır. Sürekli bir şeyleri biriktirme, hep daha fazlasına ulaşma arzusu, ruhu hiç bitmeyen bir sürgün hayatına mahkum eder. Oysa insan, yaratılışı gereği sınırlı bir varlıktır ve bu sınırlılığın içinde sonsuz bir tatmin aramak beyhude bir çabadır. Tam bu noktada kanaat, insanın kendi sınırlarıyla barışmasını sağlayan felsefi bir uyanış olarak karşımıza çıkar. Kalp, ancak dış dünyanın gürültüsünden ve tüketim çılgınlığının dayattığı yapay ihtiyaçlardan sıyrıldığında kendi ritmini bulabilir. Şükür ise bu ritmin, varoluşun kaynağına sunduğu en samimi teşekkür ve teslimiyet nişanesidir.
Peki, gerçek zenginlik hiç doymayan bir nefsin isteklerini doyurmaya çalışmak mıdır, yoksa o nefsin boyunduruğundan kurtulup kalbi özgürleştirmek mi? Hayatın anlamını maddiyatta arayanlar, her ulaştıkları hedeften sonra yeni bir boşluğun içine düşerken; kanaat hırkasını giyenler sessiz bir vakurla yollarına devam ederler. Çünkü bilirler ki, bu fani dünyada bize emanet edilen her nefes, her rızık aslında derin bir tefekkürün konusudur. Kendi iç dünyasına dönen, elindeki bir lokma ekmekte ve aldığı sağlıklı bir nefeste yaratıcının ikramını gören insan, modern çağın tüm bunalımlarına karşı en güçlü kalkanı kuşanmış demektir. İşte bu yüzden, kalbin hakiki rahatlığı dışarıdaki dünyayı fethetmekle değil, içimizdeki o doyumsuz nefsi şükür secdesiyle terbiye etmekle mümkündür.
Peki, gerçek zenginlik hiç doymayan bir nefsin isteklerini doyurmaya çalışmak mıdır, yoksa o nefsin boyunduruğundan kurtulup kalbi özgürleştirmek mi? Hayatın anlamını maddiyatta arayanlar, her ulaştıkları hedeften sonra yeni bir boşluğun içine düşerken; kanaat hırkasını giyenler sessiz bir vakurla yollarına devam ederler. Çünkü bilirler ki, bu fani dünyada bize emanet edilen her nefes, her rızık aslında derin bir tefekkürün konusudur. Kendi iç dünyasına dönen, elindeki bir lokma ekmekte ve aldığı sağlıklı bir nefeste yaratıcının ikramını gören insan, modern çağın tüm bunalımlarına karşı en güçlü kalkanı kuşanmış demektir. İşte bu yüzden, kalbin hakiki rahatlığı dışarıdaki dünyayı fethetmekle değil, içimizdeki o doyumsuz nefsi şükür secdesiyle terbiye etmekle mümkündür.

