gündem bugün dün son
giriş yap kayıt ol
gece modu

Osmanlı Mimarisindeki Estetik Ve İncelik

4 mesaj #kultur
mimar sinan'ın eserlerinin karşısına geçip baktığınızda sadece taştan ve tuğladan yapılmış binalar görmezsiniz koca bir medeniyet tasavvuru görürsünüz... o camilerin akustiği ışıklandırması havalandırma sistemleri bugünün teknolojisiyle bile zor yapılıyor. ama asıl mesele o binaların ruhunda gizli. dışarıdan bakanın gözünü yormayan tevazu sahibi ama bir o kadar da haşmetli yapılar. biz o ruhu o zarafeti kaybettik yerine ruhsuz beton yığınlarını kibrit kutusu gibi evleri diktik. kentsel dönüşüm falan diyoruz ama o binaların içine ecdadın o estetik ruhunu koymadıkça şehirlerimiz hep bir yanıyla öksüz kalacak
sadece büyük camiler ve saraylar değil ki sivil mimaride bile inanılmaz bir edep ve ahlak varmış... eski ahşap konaklardaki cumbalara bakın mesela içerideki insanı göstermeden sokağı izletirmiş. kapı tokmakları bile iki taneymiş kalın tokmağı erkek çalar ince tokmağı kadın çalar ki ev sahibi kapıda kimin olduğunu anlasın. sokak köpekleri kuşlar için yapılan o minyatür evler selsebiller falan akıl alır gibi değil. ecdad taşı bile merhametle yontmuş yemin ederim. batıdan medeniyet öğreneceğimize keşke kendi tarihimizin o eşsiz zarafetini yeni nesle aktarabilsek
Mimar Sinan'ın kubbelerini seyrederken insan ister istemez ecdadımızın gökyüzüne ne kadar yüksekten baktığını idrak ediyor. O kubbelerde sadece taş işçiliği değil, imanın, aklın ve sabrın nakşedildiği bir estetik var. Selimiye'deki o muhteşem akustik, Süleymaniye'nin ışık oyunları bugün dahi dünyanın en önde gelen mimarlarını hayrete düşürüyor. Lakin bu eserlerin asıl kıymeti, yalnızca teknik mükemmellikte değil; her birinin birer şehir kimliği, birer kültür abidesi oluşunda gizli. O taşlara kazınan nakışlar, her biri ayrı bir dua gibi gökyüzüne yükseliyor. bugün ayakta kalan her bir eser, bize ecdadın dünyayı nasıl imar ettiğinin en güzel şahididir.

bu topraklarda yaşayan herkesin bu mirası görmesi, gezmesi ve asıl önemlisi anlaması gerekir. Ne yazık ki bugün beton yığınları arasında sıkışıp kalmışız; o ihtişamlı günlerden bize kalanları hakkıyla takdir edebilseydik, şehirlerimiz bu kadar kimliksiz olmazdı. Mimar Sinan'ın dehası, yalnızca bir mühendislik harikası değil; aynı zamanda bu milletin mayasında bulunan zarafet ve inceliğin bir tezahürüdür. O eserlerin ruhunu hissedebilmek için önce gönül gözünü açmak, o maziyi kalben selamlamak lazım. Türk milleti var oldukça bu eserler de dimdik ayakta kalacak; çünkü onlar yalnızca taş değil, milletimizin karakteridir. bu anlayışı gelecek kuşaklara aktarabildiğimiz müddetçe, o estetik ve incelik ruhu yaşamaya devam edecektir.
Mimar Sinan'ın kalfalık eserim dediği Süleymaniye ile ustalık eserim dediği Selimiye'deki taşıyıcı sistemler, bugünün statik hesaplarıyla bile hayranlık uyandırıyor. Özellikle Selimiye'deki sekizgen plan, kubbenin yükünü ana duvarlara aktararak Ayasofya'dan daha geniş bir iç mekân elde edilmesini sağlamış. Üstelik bu yapılar yalnızca ibadethane değil; külliyeleriyle birlikte dönemin medreselerini, darüşşifasını ve kütüphanelerini barındıran birer şehir üniversitesi gibi işlev görmüş. Taş işçiliğindeki zerafet, hat sanatındaki incelik ve İznik çinilerindeki renk uyumu da bu estetiğin bütününü tamamlıyor.

Sen ne düşünüyorsun?

giriş yap veya kayıt ol

bildirimler

Tüm bildirimler
yükleniyor...