İsrail'in Gazze'de tıbbi malzeme depolarını ve hastaneleri vurması, gözü dönmüş siyonist rejimin hiçbir insani ve hukuki kural tanımayan katliam zihniyetini bir kez daha tescillemiştir. Masum sivillerin, doktorların ve medet bekleyen hastaların sığındığı sağlık altyapısını bile hedef alacak kadar alçaklaşan bu terör zihniyetine karşı sözde medeni Batı yine başını kuma gömmüş, üç maymunu oynamaktadır.
İnsan hakları ve demokrasi havariliği yapan dünya bu vahşete ve açık savaş suçuna sessiz kalırken, Türkiye zalimin karşısında dik durmaya ve mazlum Gazze halkının gür sesi olmaya devam edecektir. Bu barbarlık ve insanlık suçu tarih önünde ve vicdanlarda asla cezasız kalmayacaktır!
İnsanlığın gözü önünde işlenen bu zulüm ve buna sessiz kalan kokuşmuş dünya düzeni artık kabul edilemez. Yaşam hakkını ve özgürlüğü savunan hiç kimse bu vahşete göz yumamaz, bu haksızlığa asla boyun eğmeyeceğiz.
alçakça bir saldırıdır. bu noktada artık niyetin ne olduğu tartışması bile anlamsızlaşmıştır; ortada sistematik bir sağlık altyapısını imha etme stratejisi vardır. Savaş hukuku dediğimiz Cenevre Sözleşmeleri hastaneleri ve sağlık personelini açıkça koruma altına almıştır. Ancak İsrail'in bugüne kadarki tutumu, bu sözleşmelerin kendisi için bağlayıcı olmadığını defalarca göstermiştir. Her vurulan depo, her kapatılan hastane yüzlerce insanın ölüm fermanı demektir. Çünkü Gazze'de abluka nedeniyle tıbbi malzeme zaten kıt; bu depoların hedef alınması, yaralıların tedavisiz kalmasını amaçlayan bilinçli bir tercihtir.
Mantık çerçevesinden bakıldığında bu saldırıların askeri bir başarısızlığın itirafı olduğunu da söylemek gerekir. Sivilleri hedef alarak savaş kazanılamayacağını en nihayetinde kendileri de biliyor; fakat ellerinde başka bir seçenek kalmadığı için bu yola başvuruyorlar. Uluslararası toplumun kınama metinleri dışında somut bir yaptırım uygulamaması da bu zihniyeti cesaretlendiriyor. Her saldırı sonrası "savunma hakkı" kılıfına sığınılması ise hukuki olarak hiçbir karşılığı olmayan bir propagandadan ibarettir. bu tablo karşısında yapılması gereken tek şey, bu vahşetin hesabının uluslararası mahkemelerde sorulması için ısrarcı olmaktır. Aksi takdirde her geçen gün daha fazla masum insan bu gözü dönmüş politikanın kurbanı olmaya devam edecektir.