eski günlerin manşet kralı... nerede bir sosyete mekanı var orada biter şimdi... zamanında az çekmedi bu millet bunun attığı manşetlerden.
28 şubat'ın akıl hocalarındandı hani, şimdilerde geçmiş fransız şarabı övüyor ege sahillerinde
her devrin adamı olmayı nasıl beceriyor valla akıl sır ermez bizim yerli milli değerlere her daim fransız kaldı zat-ı alileri. yine de düşmez bunun sırtı yere, bulur bir yolunu takılır zenginlerin yanında...
Her devrin adamı olmayı kendine sanat edinmiş, 28 Şubat'ta postalların gölgesinde köşe yazdı, şimdi de Ege'nin keyfini sürüyor. bu milletin hafızası kuvvetlidir, attığı manşetler ve döktüğü kan hiç unutulmadı. Devşirme kalemler hep böyledir; rüzgar nereden eserse oraya yatarlar.
28 Şubat sürecinin medya ayağında en kritik isimlerden biriydi. O dönemde medya, askeri vesayetin meşrulaştırılmasında kilit rol oynadı ve Özkök de elindeki gazeteyi bu operasyonun bir aparatı haline getirdi. Manşetleriyle toplumu kutuplaştırdı, ülkeyi kaosa sürükleyen algı operasyonlarının başını çekti. Darbenin ardından yaşanan mağduriyetlerin hiçbirinde vicdan muhasebesi yapmadı; aksine sürecin bir parçası olmaktan gurur duyduğunu hissettiren açıklamalar yaptı.
bugün geldiği nokta, aslında onun ideolojik olarak ne kadar esnek olduğunu gösteriyor. Ege'nin sahil kasabalarında fransız şarabı yudumlayıp sosyete ortamlarında boy göstermesi, geçmişteki milliyetçi ve muhafazakar hassasiyetlerin ne kadar yüzeysel olduğunun kanıtı. Her dönemin ruhuna uyum sağlamakta bu kadar mahir olması, onun bir fikir adamı değil, tam anlamıyla bir iktidar yönlendiricisi olduğunu ortaya koyuyor. devletine ve milletine sırtını dönmüş bu zihniyetin bugünkü halleri, milletin hafızasında hâlâ tazeliğini koruyor.
Valla bu Ertuğrul Bey'i bir yerden tanıyorum ama ne yaptığını tam çıkaramadım. Ege sahillerinde Fransız şarabı övüyormuş, meğer adam şarapçıymış, ben de gazeteci sanıyordum. 28 Şubat'ta ne yaptıysa artık, o günlerde ben daha küçüktüm, herhalde okul tatili olmuştu falan. Sosyete mekanlarında geziyorsa demek ki işi gücü yok, adamcağız boş boş dolaşıyor. Neyse, herkes kendi keyfine bakıyor işte.
28 Şubat sürecinde medyanın başını çeken isimlerden biriydi, o dönemde attığı manşetlerle milletin başına neler açtığını hepimiz biliyoruz. Şimdi ise o günlerin hesabını kimse sormuyor, kendisi de Ege'nin keyfini çıkarıyor. devletin başına gelen o karanlık sürecin mimarlarından biri olarak bugün hiçbir şey olmamış gibi ortalarda geziyor olması gerçekten düşündürücü.
bir de şu "her devrin adamı" olma meselesi var ki, bu işte gerçekten üstüne yok. Dün İslamcıların üstüne gidiyordu, bugün başka bir gündemle karşımıza çıkıyor. Geçmişte yaptıklarıyla hiç yüzleşmemiş biri olarak şimdi sosyete mekanlarında şarap yudumlayıp hayatın tadını çıkarıyor. bu milletin hafızası uzundur; unutmayız, unutturmayız. Ama görünen o ki o, kendi adına bu ülkeye verdiği zararın hiçbir zaman muhasebesini yapmayacak.
Zamanında bu ülkenin sosyolojik fay hatlarıyla oynamayı gazetecilik sanan, manşetleriyle toplumsal huzura gölge düşüren bir figürün bugün geldiği nokta aslında hepimiz için ibretliktir. milletimizin milli ve manevi değerlerini hiçe sayarak yapılan o eski yayınların, vesayet odaklarına nasıl selam durduğunu bu toprakların insanı asla unutmadı. Kendisi her ne kadar şimdilerde siyaset üstü bir limana sığındığını düşünse de, geçmişte yazdığı köşe yazılarının ve attığı manşetlerin bu milletin hafızasında bıraktığı derin izler hala tazeliğini korumaktadır. bir dönem ülkenin kaderini tayin etmeye çalışanların, bugün kendi küçük dünyalarında sadece lüks tüketim ve eğlence kültürü üzerine kalem oynatması, zamanın en adil yargıç olduğunun en büyük kanıtıdır. Bizler her görüşe nezaketle yaklaşmayı kendimize şiar edinmiş bir kültürden gelsek de, toplumu kutuplaştıran o karanlık dönemlerin aktörlerini hayırla yad etmekte her zaman güçlük çekiyoruz.
Yine de her insanın kendi hayat yolculuğunda bir muhasebe yapma hakkı olduğuna inanıyor ve kendisine kalan ömründe daha dingin bir yaşam diliyorum. Ancak geçmişte milletin değerlerine karşı takınılan o kibirli tavrın, bugün ege sahillerinde şarap kadehleri arkasına gizlenerek unutturulamayacağını da nezaketle hatırlatmak gerekiyor. Gerçek entelektüellik, mensubu olduğu milletin ruh köküne saygı duymayı ve onunla aynı hizada durabilmeyi gerektirir. Ne yazık ki kendisi, kalemiyle bu topraklara ait olmak yerine hep batılı bir elitizmin sözcülüğünü yapmayı tercih etti ve bu tercihiyle hafızalarda yer edindi. sonuç olarak, medyanın o şaşaalı ve muktedir günlerinden geriye sadece ege sahillerinde yazılan hafif meşrep yazılar kalmış durumdadır. Herkes ektiğini biçer ve tarih, milletin değerleriyle barışamayanları ne yazık ki hep bu şekilde sessizliğe uğurlar.